Kürşad'ın Destanı ve Gökbayrak

Aşağa gitmek

Kürşad'ın Destanı ve Gökbayrak

Mesaj tarafından KÖKBÖRİ Bir Ptsi Mart 02, 2009 12:28 pm

Bilindiği gibi Kürşad, Çinlilerin boyunduruğu altında yaşamayı içine sindiremeyen kahraman bir Türk prensidir. M.S. 600 yıllannda yaşamış olan bu efsanevî şahsiyet, beraberindeki otuzdokuz gözüpek yiğitle birlikte koca Çin sarayını basmış, kendilerinden sayıca çok fazla olan düşmanla kahramanca döğüşerek Türk tarihinin altın sayfalanndan birini yazmıştır. Bu kanlı ihtilal hareketi hemen netîce vermese de, elli altmış yıl sonra Türkler Kürşad'ın araladığı istiklal kapısını ardına kadar açarak, ezelî düşmanlan Çinliler'in boyunduruğundan kurtulmuşlardır.

Çuluk Kağan'ın oğlu kahraman Kürşad'ın açtığı bu altın sayfadan sonra yıllar geçer. Orta Asya'nın cengaver ve şerefli ırkı Türkler, kitleler halinde kendi istekleriyle müslüman olmaya başlarlar. Bir yandan da Anadolu kapılarına dayanarak, miyadını doldurmuş Bizans ve Roma İmparatorluğu kalıntıları üzerine kendi sağlam medeniyetlerinin temelini atarlar. Allah'ın adını yüceltmek mücadelelerinin ana gayesi olduğu için, önlerine yüzlerce yıl adalet üzre hükmedecekleri bir alem açılır. Böylece Türkler İslamın bayraktarlığını yapmak şerefine ererek, hem İstanbul'u fethederler, hem de mukaddes toprakların sahibi değil hadimi olurlar.

Ne var ki her çıkışın bir inişi vardır ve Osmanlı împaratorluğu denen o muhteşem yapı, yirminci yüzyılın başlarında ömrünü tamamlayarak yerini Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakır. Sınırlarımız eskisine nazaran dar da olsa Türk'ün tstiklal sevdası vüs'atinden bir şey kaybetmez. Öyle ki, Orta Asya'da yaşayan milyonlarca Türk, bir yandan Kızıl Çin ve Sovyet Rusya esareti altında yaşarlarken, ne

Türkiye'de yaşayan kardeşleri onları unutur, ne de anavatandakiler, Türkiye'yi...

1950'li yıllann başında, Çin istilasındaki Türklerin bir kısmı (Doğu Türkistan Uygur Türkleri) çektikleri çilelere dayanamayarak, Himalayaları aşariar ve çeşitli ülkelere dağılırlar. tstilacı Çin hükümetinin kabul etmediği başbakanları İsa Yusuf Alptekin adlı kahraman insan da davasını sürdürmek maksadıyla Türkiye'ye gelir. Beraberinde çilekeş ailesi ve çok sayıda soydaşı vardır. Bu satırların yazarı da henüz beş yaşında bir çocukken tanıdığı bu büyük insanı ilk gördüğü andan itibaren sevmiş ve onun tatlı şivesinden, kaçışlarının acı ama heyecanlı hikayesini dinlemiştir. Manevî kızının ayağının Himalayaların soğuğunda nasıl donduğunu, en yakın arkadaşı Polat Bey'in kaçarken nasıl kansını bırakmak zorunda kaldığını... Ve oralarda, yani Doğu Türkistan'da birisi ölünce sevinildiğini, doğunca ise matem yapıldığını hep ondan dinledim. Babam ve annemle birlikte çok sık yaptığımız aile görüşmelerinde mütevazı evini ve bütçesini her gelene nasıl açtığını, vefakar hanımı Fatma Teyze'nin bereketi eksik olmayan Türkistan mantılı sofralannı bugünmüş gibi hatırlarım. 0 büyük insanın küçük bir çocuktan dahi esirgemediği edep ve saygısı ise hiç gözümün önünden gitmez.

0, benim hem İsa Yusuf Amcamdı, hem de Türk dünyasının büyük mücahidi... Bir gün annemle birlikte MTTB'nin önünden geçerken tanıdık bir ses duyarak içeri kafamızı uzatmış ve kendisinin her zamanki heyecan ve edebiyle kürsüde konuştuğunu görmüştük. Yanında ise her zaman olduğu gibi Gökbayrak ve Albayrak duruyordu. Aksiyoner ama

itidalli mücadelesini senelerce koşturarak sürdürdü. Bütün diplomatik engellere rağmen Doğu Türkistan gerçeği ve Eşir Türkler davasını kitlelere duyurmayı başardı. Yaşlandı, önce gözlerini sonra çok değerli hayat arkadaşını kaybetti. Gene de yılmadı. Son nefesini verdiği, 1995 Aralık ayına kadar mücadelesini sürdürdü. Doksan bir senelik uzun bir ömre büyük ve çileli bir davayı sığdırdı. Cenazesi, Fatih Camii'nden muazzam bir kalabalıkla kaldırılırken, uğmna ömrünü verdiği Gökbayrak, Albayrakla birtikte dalgalanıyordu.

Bu büyük insanın vefatının üstünden tam dört sene geçti ki, televizyondan "Doğu Türkistan" bayrağının yasaklandığma dair bir haber duyduk. Kulaklarımıza inanamıyorduk. Üstelik bu yasak, Başbakan Mesut Yılmaz'ın görevinden ayrılmak üzereyken, alelacele ve de gizlice yayınladığı bir genelgede yer alıyordu. İçim sızladı, yüreğim kan ağladı. Böyle yanlış bir karara hangi bahane gerekçe olabilirdi? Çin ile Türkiye arasındaki ticaret ise hiçbir şekilde sebep gösterilemezdi. Zira milyonlarca Türk'ün isüklal mücadelesi bu kadar ucuz değildi. Üstelik bu genelgeye rağmen ne gökbayrak inerdi ne de esir Türklerin davası unutulurdu. Olsa olsa senelerdir çekilen çileler ve yaşanan acılar daha da tazelenir, daha geçen sene Doğu Türkistan'da hunharca şehit edilen Uygur Türkleri'nin kemikleri sızlar, ailelerinin ise Çin işkencesine aşina vücutları titrerdi. Ne diye mi? Yaklaşık yüz yıldır kendilerine yapılanın, bu sonuncusunun yanında çok hafif kaldığını görerek sabık başbakana şöyle diyebilirlerdi. "Ey Türk, Titre ve Kendme Dön'"
avatar
KÖKBÖRİ
Site Yetkilisi
Site Yetkilisi

Erkek Mesaj Sayısı : 288
Yaş : 35
Nerden : TURAN / Gölbaşı
İş/Hobiler : (:
Kayıt tarihi : 01/03/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz